Etiket arşivi: Lüleburgaz

Polo Bluemotion hikâyesinin başlangıcı… (Bölüm 1)

Öncelikle herkese merhaba arkadaşlar, bu bir Polo Bluemotion hikâyesidir.  Niçin bu konuya değindiğime gelirsek, ilerleyen zamanda çoluk çocuğa karışırsak belki okuyanı çıkar, babamın, dedemin böyle maceraları varmış derler. Ayrıca bir gün bu arabayı satarsam benden sonraki sahibi aracın üzerinde yaptığımız her işlemi görmesi adına iyi olacak diye düşünüyorum.

Asıl olan değil Bluemotion, Polo bile aklımda yok. Babam bana son model bir Mercedes A serisi hediye etmeyi teklif etmiş lakin ben ileriye dönük gayrimenkul yatırımı yapabiliriz diye bu teklifi seçenekler arasına bile almamıştım. Babam bana son model Mercedeslerden bahsederken ben ise onun 5 kuruşuna dokunmadan kendi paramla bir Audi A3 alma derdindeyim. İstediğim gibi bir A3 bulmama rağmen 1.4 TFSI yakıt tüketimi benim gibi çok gezen biri için korkunç olabilir diye düşünüp bir arkadaşın tavsiyesi ile 1.2 TDI 6R kasa Polo aramaya başladım. 1.2 TDI tamamen boş bir araç olduğu için araştırmalarımız sonucu Bluemotion modelini listemizin başına yazdım.

Bir yandan alternatif ararken, bu arabanın hiçbir sınıfta alternatifin olmadığını görüyorum. Listemdeki diğer araçlardan biri ise Toyota Yaris az yakması nedeni ile LPG uygulama planı içerisindeyim ama yine kalbimiz dizelde. Tüm bu araştırmalar sürerken 2015 Ocak ayının ortalarına yaklaşıyoruz ve portföyümün çoğunluğu oluşturan dolar’da sinyal verip bizi alım için sıkıştırıyor. Bluemotion diğerlerine göre özellik bakımından dolu bir araç olduğundan piyasası yüksek. 3-4 Araç sahibi ile görüştükten sonra bir arkadaşımızın önerisi ile Antalya’da bir galeri ile görüşüyorum ve telefonda anlaşıyoruz.

Buradan sonra işler çok karışık, Antalya’ya gitmek için en güzel yol elbette uçak ama Ocak ayı ortasında tüm haberlerde İstanbul’daki kar yağışı nedeni ile sabah uçuşların olamayacağı yada rötarlı olabileceği söylenince durumu babama aktarıp işi garantiye almasını ve iki tane otobüs bileti almasını söylüyorum. Uçak kalkacak mı? Kalkmayacak mı? Derdinden tamamen kurtulup uzun ve sıkıntılı bir yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Ocak 15’te bankam ile irtibata geçip parayı hazırlamaları iletiyorum. Araya hafta sonu girecek 18 Ocak’ta yola çıkıp 19 Ocak’ta ise Antalya’ya varacağım.

Yolculuğa çıkmadan önce paylaştığım fotoğraf…

İşten 2 gün izin almak sıkıntı olmasa bile iş arkadaşlarımın çalışma temposunu etkileyeceğini düşünerek, pazartesi günü saat 2’ye kadar çalışıyorum. 2’de iş arkadaşlarımdan ayrılıp bankaya gidiyorum ve saat 7’de kalkacak otobüsü beklemeye başlıyoruz. Saatler 7’ye yaklaşırken kar yağışı hızlanıyor, otobüs geldiğinde ise her yer kar içinde, bu tam anlamı ile bir macera… Metro firmasına binmemiz ise tamamen bir pişmanlık… Otobüs kar altında zor ilerliyor, yollar kar içinde. İstanbul’a girdiğimizde 3.5 saat geçmiş oluyor ve otobüsün Antalya’ya girene kadar girmediği otogar ve kendi peronları kalmıyor. Bu can sıkıcı durumdan bir nebze kurtulmak için Isparta’da olan çok sevdiğim bir arkadaşımla mesajlaşmaya başlıyoruz ve vakit biraz olsun ilerliyor. Sabah gün aydınlanırken Burdur civarına varıyoruz ve lapa lapa kar yağıyor ve içimden sanırım Antalya’ya da kar yağacak diyorum.

Burdur’u geçerken bizi güzel bir Antalya güneşi karşılıyor. Otogar’a indiğimizde galerinin personeli Ali bey bizi çok bekletmeden Bluemotion ile gelip karşılıyor. Öncelikle galeriye doğru ilerlerken MTV vergisini online ödedim, galeriye gitmeden DYNOSS’a arabayı çekip ekspertiz raporu çıkartıyorum ve orada ne kadar uygulanabilir test varsa uygulayın diyorum.

Araç tüm testleri özellikle motor ve yürüyen aksam olarak geçse de kaporta’da parça parça boyalar çıkıyor. Kaporta oldukça düzgün yapılan işlemlerin tümü servis tarafından yapılmış ve herhangi bir sıkıntı yok. Bir önceki sahibi bayan olduğu için maalesef birkaç yerden ufak ufak vurmuş ve araçta bu şekilde boyalar oluşmuş ama arabayı görünce içi ve dışının çok temiz ve servis bakımlı olması sebebi ile kaporta ile çok ilgilenmiyorum ve galeriye gidip alım-satım işlemlerini yapıyoruz. Alım-satım ardından galerinin büyük patronu Mehmet TAŞ, Trakya’dan buraya gelmişsiniz yemek yemeden bırakmam diyor ve yemek yiyoruz. Bu arada aracın periyodik bakımında eksiklik görüyorum ve aracın uzun yola çıkacağından dolayı yağ ve yağ filtresinin değişmesini talep ediyorum onu da bu arada hallediyorlar.

Yemek faslı, yağ faslı derken Ali bey ile birlikte galerinin Antalya merkez şubesine gidiyoruz ve orada da Hamza bey ile ufak bir sohbet edip artık herkes ile vedalaşıyoruz. Aracı Serik’ten alıyoruz ve Antalya merkeze geliyoruz keşke vaktimiz olsa Aspendos’a gitsek diyoruz ama maalesef vaktimiz çok kısıtlı. Biz babamla Akdeniz’i çok severiz girip çıkmadığımız köşesi yoktur gibi. Antalya’ya da çok sık gelmişizdir ve buraya gelmişken bir Kaleiçi yapmadan tabi ki ayrılmıyoruz. 07 Plakalı Bluemotion ile Kaleiçi’ne park edip limanda biraz gezip yola çıkmaya hazırlanıyoruz.

Ocak 19 Babamla Kaleiçinde geziyoruz. Bende mont yok. 🙂

Yollar gelirken kar nedeni ile çok sıkıntılı olduğundan, otobüs bile sıkıntılar yaşadığından biz sahil şeridini takip etmeye karar veriyoruz. Kontağı çevirdiğim gibi yola düşüyoruz, Antalya çıkışından 2 çuval portakal alıyoruz, çuvalı 10 TL. Ver elini Korkuteli, Denizli ama Denizli’ye kadar yer yer karda ilerliyorum.

Korkuteline tırmanıyorum. Her yer kar…

Akşam karanlığında Denizli trafiği akıcı ve bizde akıp geçiyoruz. Manisa, Soma derken bildiğim bir yola İzmir-Çanakkale yoluna çıkıyoruz. Bu arada telefon ile Gestaş’ı arayıp feribot seferlerini soruyorum maalesef Çanakkale’den 2 saatte 1 ve Lapseki her saat diyorlar. Saat 2’ye kadar Lapseki’de olmam gerekiyor. Balıkesir, Burhaniye derken gece karanlığında ilerliyorum. Kaz dağlanı geçtikten sonra vakit daralıyor ve gaza yükleniyorum 170-180 arası ilerleyen Bluemotion ilk hızlanmalarda Slowmotion gibi davransa bile son hızını alınca durmak bilmiyor. Bir ara babamın sağ taraftaki el tutmalığını tutmaya başladığını görüyorum. Saat 2’ye çok az var Lapsekiye çok süratli bir biçimde girip gişeye yanaşıyorum ve telsizden soruyorlar, araç Polo ise gönderin burada ona kadar bir yer var. İşte Polo’yu o zaman sevmeye başladım. Saat 2 feribotuna yetişiyoruz ve çok dar bir yere arabayı yerleştiriyorum. Benim taraftan kapı bile açılmadığı için gözlerimi kapatıp biraz uyumaya çalışıyorum. Gözümü ne ara kapatıp açtım da Gelibolu’dayız ? Babama dönüp buradan sonra sürmek ister misin ? diyorum. Sen iyi gidiyorsun mesajını alınca anlıyorum ki uykusu gelmiş durumda. Aslında kendisi uzun ve dikkatli araç sürer ama yaşın gerektirdiği yerde eyvallah diyor.

Gelibolu’dan sonra tüm yollar bizim, Trakya’ya ayak basmışız ve devam ediyoruz. Bluemotion her ne kadar dolu olsa da Ülkemize RCD 210 cd çalar ile geliyor ve 15-16 şarkılık CD’den artık çok sıkılıyorum. İlk işim bu arabanın CD Çalarına bir ayar yapmak olacak. Hayrabolu’yu geçtikten sonra hafif bir uyku durumu olunca arabayı kenara çekip arabanın etrafında 2 tur dönüyorum. Bu arada km 1100’ler civarında olsa gerek. Saat sabaha karşı 5 ve Bluemotion ile sağ salim yeni evinin önüne geliyoruz.

Fotoğraf saatı 4:58, evimizin önünde azda olsa kar var…

Özetimiz şu, işten çıkıp, bankaya, bankadan çıkıp otobüse, otobüsten inip, ekspere, eksperden, alım-satıma, alım-satımdan, yemeğe, yemekten gezmelere…  Gezmelerden durmadan, uyumadan zorlu kış koşullarında 1200 km eve dönüş yaptım. Saat 5’te evime geldikten sonra yattım ve sabah 9 gibi uyanıp tekrar işe gittim. Bundan sonraki bölümlerde ise araca eklediğim parçalar ve uygulamalar yer alacaktır. Herkese selamlar.

Trakya’nın en güzel köftesi Ahmetbey’de…

Merhabalar bugün hem aile büyüklerini ziyaret hemde köfte yemek için yine Ahmetbey yollarına düştüm. Köfte konusuna girmeden yola girelim ve belediyelere isyanımı dile getireyim. Lüleburgaz’dan çıkıp Efes Pilsen Fabrikasına kadar olan D100 yolu gerçekten güzel Efes fabrikasından Evrensekiz Kasabası yoluna girince her zaman surat ifadem değişiyor. Yol desem değil, asfalt desem değil, mıcır desem değil, taş desem değil, efendim tarla desem hiç değil bu durum ise yeni değil belki de 10 yıldır böyle, yapılacak diyorlar ama hiç inancım yok. Buradaki kasabalar oldukça büyük Evrensekiz ve Ahmetbey Belediyesi buraya bir yol yaptıramıyor üstelik ikisininde mensup olduğu partiler mecliste bulunmakta ama nedense buraya bir yol yaptıramadılar.

01-03-2013 Evrensekiz Çıkışı yolda manzara bu şekilde tabelalarda Büyük Şehir Belediyesi Yağmur Suyu Kanal Çalışması yazıyor. Dereydi, kanaldı yaptılar ama yol yok neyse ki bu köfte için bu yola da razıyız diyorum.

Dönelim yemek bölümüne beni bilen arkadaşlar yemek işlerini sevdiğimi bilirler bugüne kadar denemediğim köfte çeşidi yoktur. İnegöl Köftesi, Tekirdağ Köftesi, Tire Köftesi, Akçaabat Köftesi, en iyisinden Urfa Kebap, Adana Kebap hepsini denemişliğim vardır ama hiç biri Ahmetbey Köftesinin yerini tutamaz.

Bu köftenin sırrı öncelikle kıyma için tedarik edilecek et günlük olarak beldenin hayvanlarından tedarik edilmesi ve kıymanın iri çekilmiş olmasıdır. Bu aşamadan sonra baharatları ölçülü olarak eklenir ve yoğun çeşnili bir köfte ortaya çıkar.

Gelelim mekan seçimine Ahmetbey’de köftecisi sayısını artık tam olarak kestiremiyorum ama benim bugünkü tercihim Yörükoğlu Köftecisi genelde sürekli buraya giderim eğer burası uygun değil yada kapalıysa tercihim Bahar Köfte Salonu, alkol olan bir mekan seçecek olursak tercihim Köprübaşı restoran olur. Yörükoğlu küçük bir dükkan içeride sayılı masası var bu nedenle sanırım yediğim köfte daha da lezzetli geliyor.

Mekanın sahibi Osman abidir ayrıca ocağın başında işi yapanda kendisidir. Köftecilik işi babadan oğula geçmiş bir ustadır kendisi. Onun yaptığı köfteyi başka bir yerde bulmanız gerçekten zor. Bu mekan yada başka bir köfteci hiç fark etmez Ahmetbey’de porsiyon ile köfte satılmaz. Kilo yada gram ile sipariş verirsiniz.

Başka bir önerim ise manda sütünden yapılmış olan yoğurt. Günümüzde manda bulmakta ürününü bulmakta çok zor giderseniz mutlaka bu lezzetli yoğurttan tadın. Birde tabakta görüldüğü gibi acılı sos var bu sosta özel olarak yapılmakta ve çok güzel.

Köfte bu şekilde masanın ortasına gelmekte ve bittikçe ızgaradan tekrar gönderilmekte. Bu lezzeti tatmak için bir çok kişi buraya uğramakta yolunuz o taraftan geçerse mutlaka uğrayıp sizde Ahmetbey Köftesini yemelisiniz. Ahmetbey, Lülleburgaz’a 28 km. Çorlu’ya 38 km. Edirne’ye 88 km. İstanbul’a ise 160 km. uzaklıkta.

Fiyatlardan bahsetmek gerekirse bence makul köftenin kilogram fiyatı: 40 TL, Yoğurt’un fiyatı ise: 5 TL bunun dışında salata gibi ekler masanıza gelmekte.

Bu mekan hakkında kısaca şunları söyleyebilirim.
Fiyatları normal, Köfte gerçekten çok lezzetli ve çok hızlı bir şekilde servis ediliyor.

Yörükoğlu Köftecisi küçük mekanındaki samimi ortamı ve lezzetli köftesi ile benim Ahmetbey’deki favori mekanım. Bir aksilik olmazsa yarın için daha önce tanıtmış olduğum Taksim Restaurant’ın altında yer alan Taksim Karaoke Bar’dan bahsedeceğim.

Herkese iyi hafta sonları dilerim !

Göksel BAŞTÜRK ARŞİV
gokselbasturk.com.tr / 2013
1 Mart