Polo Bluemotion Hikayesi, Bölüm 2…

Herkese tekrar merhaba, Bluemotion ile maceralarımıza kaldığımız yerden devam. Bu makineyi diğer Polo’lardan ayıran bir takım özellikleri var ve bu araba biraz tuhaf tasarlanmış. İlk tespitlerime göre Alüminyum jant üzerine bir kapak takılmış, sordum soruşturdum hava direncini en aza indirmek ve jantın hafif olması adına tasarlanmış. Bizim sağ ön kapak 1200’de durmadan gelince sanırım bir yerde uçmuş olacak. Yana yakıla 1 hafta bu kapağı aradıktan sonra anlıyorum ki bu kapak bulunmayacak ve servise telefon edip sipariş ediyorum.

Bu arada yağ ve yağ filtresi değişmişken tümden bir bakıma girme niyetine girip iyi bir ustaya gidip filtreleri değiştirttim ama çıraklara denk gelince mazot filtresinde ki tırnakları açamayıp sanırım hasar verdiler bende mazot filtresini elletmedim ve bir sonraki bakımda tırnaksız düz filtre takma niyetindeyim.
Aracın Alüminyum alışım jantlarının üzerinde bulunan kapak için Çalışkan Çorlu ile görüştüm özel bir parça olduğu için ödemeyi peşin aldılar. 6 Şubat’ta Çalışkan’a gidiyorum. Jant kapağı ile birlikte Hidrolik sıvıların değişmesi gerektiği söyleniyor ve onları değiştiriyorum. Bu arada kapağın parasını 83 TL peşin ödemiştik. 110 TL gibi hidrolik sıvılar için ödüyoruz ve aracı yıkamadan teslim alıp devam ediyoruz.

Sürekli söylüyorum Bluemotion farklı diye, peki normal 1.2 TDI’dan onu ayıran özellikleri nedir? Şöyle bir bakalım:
Hız sabitleyici, Start-Stop, Yokuş kalkış desteği ve en önemlisi ESP ve ASR gibi bir donanımın üzerinde bulunması. Bunlara ek olarak Bluemotion önde kapalı bir ızgara sahip olup, ön tampon, tampon ve arka tamponda ekleri bulunur. Arka cam üzerinde ise 3 parçadan oluşan bir rüzgarlık mevcuttur yani Bluemotion dıştan ufak bir body kit’e sahip olarak gelmektedir.

Bu özelliklerin dışında bundan sonraki bölümlerde aracın üzerine bizim ilave edeceğimiz konuları buradan yazmaya başlayacağım. Herkese selamlar.

Polo Bluemotion hikâyesinin başlangıcı… (Bölüm 1)

Öncelikle herkese merhaba arkadaşlar, bu bir Polo Bluemotion hikâyesidir.  Niçin bu konuya değindiğime gelirsek, ilerleyen zamanda çoluk çocuğa karışırsak belki okuyanı çıkar, babamın, dedemin böyle maceraları varmış derler. Ayrıca bir gün bu arabayı satarsam benden sonraki sahibi aracın üzerinde yaptığımız her işlemi görmesi adına iyi olacak diye düşünüyorum.

Asıl olan değil Bluemotion, Polo bile aklımda yok. Babam bana son model bir Mercedes A serisi hediye etmeyi teklif etmiş lakin ben ileriye dönük gayrimenkul yatırımı yapabiliriz diye bu teklifi seçenekler arasına bile almamıştım. Babam bana son model Mercedeslerden bahsederken ben ise onun 5 kuruşuna dokunmadan kendi paramla bir Audi A3 alma derdindeyim. İstediğim gibi bir A3 bulmama rağmen 1.4 TFSI yakıt tüketimi benim gibi çok gezen biri için korkunç olabilir diye düşünüp bir arkadaşın tavsiyesi ile 1.2 TDI 6R kasa Polo aramaya başladım. 1.2 TDI tamamen boş bir araç olduğu için araştırmalarımız sonucu Bluemotion modelini listemizin başına yazdım.

Bir yandan alternatif ararken, bu arabanın hiçbir sınıfta alternatifin olmadığını görüyorum. Listemdeki diğer araçlardan biri ise Toyota Yaris az yakması nedeni ile LPG uygulama planı içerisindeyim ama yine kalbimiz dizelde. Tüm bu araştırmalar sürerken 2015 Ocak ayının ortalarına yaklaşıyoruz ve portföyümün çoğunluğu oluşturan dolar’da sinyal verip bizi alım için sıkıştırıyor. Bluemotion diğerlerine göre özellik bakımından dolu bir araç olduğundan piyasası yüksek. 3-4 Araç sahibi ile görüştükten sonra bir arkadaşımızın önerisi ile Antalya’da bir galeri ile görüşüyorum ve telefonda anlaşıyoruz.

Buradan sonra işler çok karışık, Antalya’ya gitmek için en güzel yol elbette uçak ama Ocak ayı ortasında tüm haberlerde İstanbul’daki kar yağışı nedeni ile sabah uçuşların olamayacağı yada rötarlı olabileceği söylenince durumu babama aktarıp işi garantiye almasını ve iki tane otobüs bileti almasını söylüyorum. Uçak kalkacak mı? Kalkmayacak mı? Derdinden tamamen kurtulup uzun ve sıkıntılı bir yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Ocak 15’te bankam ile irtibata geçip parayı hazırlamaları iletiyorum. Araya hafta sonu girecek 18 Ocak’ta yola çıkıp 19 Ocak’ta ise Antalya’ya varacağım.

Yolculuğa çıkmadan önce paylaştığım fotoğraf…

İşten 2 gün izin almak sıkıntı olmasa bile iş arkadaşlarımın çalışma temposunu etkileyeceğini düşünerek, pazartesi günü saat 2’ye kadar çalışıyorum. 2’de iş arkadaşlarımdan ayrılıp bankaya gidiyorum ve saat 7’de kalkacak otobüsü beklemeye başlıyoruz. Saatler 7’ye yaklaşırken kar yağışı hızlanıyor, otobüs geldiğinde ise her yer kar içinde, bu tam anlamı ile bir macera… Metro firmasına binmemiz ise tamamen bir pişmanlık… Otobüs kar altında zor ilerliyor, yollar kar içinde. İstanbul’a girdiğimizde 3.5 saat geçmiş oluyor ve otobüsün Antalya’ya girene kadar girmediği otogar ve kendi peronları kalmıyor. Bu can sıkıcı durumdan bir nebze kurtulmak için Isparta’da olan çok sevdiğim bir arkadaşımla mesajlaşmaya başlıyoruz ve vakit biraz olsun ilerliyor. Sabah gün aydınlanırken Burdur civarına varıyoruz ve lapa lapa kar yağıyor ve içimden sanırım Antalya’ya da kar yağacak diyorum.

Burdur’u geçerken bizi güzel bir Antalya güneşi karşılıyor. Otogar’a indiğimizde galerinin personeli Ali bey bizi çok bekletmeden Bluemotion ile gelip karşılıyor. Öncelikle galeriye doğru ilerlerken MTV vergisini online ödedim, galeriye gitmeden DYNOSS’a arabayı çekip ekspertiz raporu çıkartıyorum ve orada ne kadar uygulanabilir test varsa uygulayın diyorum.

Araç tüm testleri özellikle motor ve yürüyen aksam olarak geçse de kaporta’da parça parça boyalar çıkıyor. Kaporta oldukça düzgün yapılan işlemlerin tümü servis tarafından yapılmış ve herhangi bir sıkıntı yok. Bir önceki sahibi bayan olduğu için maalesef birkaç yerden ufak ufak vurmuş ve araçta bu şekilde boyalar oluşmuş ama arabayı görünce içi ve dışının çok temiz ve servis bakımlı olması sebebi ile kaporta ile çok ilgilenmiyorum ve galeriye gidip alım-satım işlemlerini yapıyoruz. Alım-satım ardından galerinin büyük patronu Mehmet TAŞ, Trakya’dan buraya gelmişsiniz yemek yemeden bırakmam diyor ve yemek yiyoruz. Bu arada aracın periyodik bakımında eksiklik görüyorum ve aracın uzun yola çıkacağından dolayı yağ ve yağ filtresinin değişmesini talep ediyorum onu da bu arada hallediyorlar.

Yemek faslı, yağ faslı derken Ali bey ile birlikte galerinin Antalya merkez şubesine gidiyoruz ve orada da Hamza bey ile ufak bir sohbet edip artık herkes ile vedalaşıyoruz. Aracı Serik’ten alıyoruz ve Antalya merkeze geliyoruz keşke vaktimiz olsa Aspendos’a gitsek diyoruz ama maalesef vaktimiz çok kısıtlı. Biz babamla Akdeniz’i çok severiz girip çıkmadığımız köşesi yoktur gibi. Antalya’ya da çok sık gelmişizdir ve buraya gelmişken bir Kaleiçi yapmadan tabi ki ayrılmıyoruz. 07 Plakalı Bluemotion ile Kaleiçi’ne park edip limanda biraz gezip yola çıkmaya hazırlanıyoruz.

Ocak 19 Babamla Kaleiçinde geziyoruz. Bende mont yok. 🙂

Yollar gelirken kar nedeni ile çok sıkıntılı olduğundan, otobüs bile sıkıntılar yaşadığından biz sahil şeridini takip etmeye karar veriyoruz. Kontağı çevirdiğim gibi yola düşüyoruz, Antalya çıkışından 2 çuval portakal alıyoruz, çuvalı 10 TL. Ver elini Korkuteli, Denizli ama Denizli’ye kadar yer yer karda ilerliyorum.

Korkuteline tırmanıyorum. Her yer kar…

Akşam karanlığında Denizli trafiği akıcı ve bizde akıp geçiyoruz. Manisa, Soma derken bildiğim bir yola İzmir-Çanakkale yoluna çıkıyoruz. Bu arada telefon ile Gestaş’ı arayıp feribot seferlerini soruyorum maalesef Çanakkale’den 2 saatte 1 ve Lapseki her saat diyorlar. Saat 2’ye kadar Lapseki’de olmam gerekiyor. Balıkesir, Burhaniye derken gece karanlığında ilerliyorum. Kaz dağlanı geçtikten sonra vakit daralıyor ve gaza yükleniyorum 170-180 arası ilerleyen Bluemotion ilk hızlanmalarda Slowmotion gibi davransa bile son hızını alınca durmak bilmiyor. Bir ara babamın sağ taraftaki el tutmalığını tutmaya başladığını görüyorum. Saat 2’ye çok az var Lapsekiye çok süratli bir biçimde girip gişeye yanaşıyorum ve telsizden soruyorlar, araç Polo ise gönderin burada ona kadar bir yer var. İşte Polo’yu o zaman sevmeye başladım. Saat 2 feribotuna yetişiyoruz ve çok dar bir yere arabayı yerleştiriyorum. Benim taraftan kapı bile açılmadığı için gözlerimi kapatıp biraz uyumaya çalışıyorum. Gözümü ne ara kapatıp açtım da Gelibolu’dayız ? Babama dönüp buradan sonra sürmek ister misin ? diyorum. Sen iyi gidiyorsun mesajını alınca anlıyorum ki uykusu gelmiş durumda. Aslında kendisi uzun ve dikkatli araç sürer ama yaşın gerektirdiği yerde eyvallah diyor.

Gelibolu’dan sonra tüm yollar bizim, Trakya’ya ayak basmışız ve devam ediyoruz. Bluemotion her ne kadar dolu olsa da Ülkemize RCD 210 cd çalar ile geliyor ve 15-16 şarkılık CD’den artık çok sıkılıyorum. İlk işim bu arabanın CD Çalarına bir ayar yapmak olacak. Hayrabolu’yu geçtikten sonra hafif bir uyku durumu olunca arabayı kenara çekip arabanın etrafında 2 tur dönüyorum. Bu arada km 1100’ler civarında olsa gerek. Saat sabaha karşı 5 ve Bluemotion ile sağ salim yeni evinin önüne geliyoruz.

Fotoğraf saatı 4:58, evimizin önünde azda olsa kar var…

Özetimiz şu, işten çıkıp, bankaya, bankadan çıkıp otobüse, otobüsten inip, ekspere, eksperden, alım-satıma, alım-satımdan, yemeğe, yemekten gezmelere…  Gezmelerden durmadan, uyumadan zorlu kış koşullarında 1200 km eve dönüş yaptım. Saat 5’te evime geldikten sonra yattım ve sabah 9 gibi uyanıp tekrar işe gittim. Bundan sonraki bölümlerde ise araca eklediğim parçalar ve uygulamalar yer alacaktır. Herkese selamlar.

Trakya’da Piliç Çevirme’nin Adresi Büyükmandıra. (Hasan Erdal Restaurant)

Merhabalar, öncelikle 2016 yılının herkese sağlık, mutluluk ve bir parça huzur getirmesini diliyorum. 2016’ya girmiş olmamıza rağmen vakit nedeni ile 2015 yılında gezdiğimiz, gittiğimiz yerleri bile yazamadık, 2016 bir kenarda dursun biz dönelim 2015 yılına arkadaşlar.

Yaz, kış fark etmez canımız sıkılmaya görsün arabaya atladığım gibi gideceğimiz yöne genelde yolda karar veririm. Mayıs ayının son günü ve nasıl olduğunu bilmiyorum kendimi deniz kıyısına atmamışım ve Edirne yönüne doğru ilerliyorum. Kafamızda 2 alternatif var, ya Kırklareli’ye köfte yemeğe yada Edirne’ye ciğer yemeğe gideceğiz. Yolda karar veririm demiştim ya, Alpullu sapağına gelmeden bu 2 alternatifi iptal ederek çok daha farklı bir yöne Büyükmandıra’ya piliç yemeğe gitme kararını veriyorum.

Hayatımın bir kısmı yollarda geçmiş, Enez-Lüleburgaz yolu artık ezbere gitmiş olduğum bir yol ve Büyükmandıra bu yol üzerinde olduğu için çocukluğumda Büyükmandıra’ya sıkça uğrardık, bir dönem piliç çevirme denildiği zaman Büyükmandıra gerçekten çok daha uğrak bir noktaydı diyebilirim lakin son dönemde artan mekan sayısı ile buralarda o yoğunluk sanırım artık yok denebilir.

Benim gibi bilenlerin ve merak edenlerin gittiği bu güzel küçük kasaba’ya giriş yaptım, restoran seçimden önce kasabayı araç ile baştan başa gezip gelişimine bir göz attım ve sanırım bir çok yere restoran açılmış. Bir çok yer açılsa da biz bildiğimiz yerden, Hasan Erdal’dan vazgeçmiyoruz.

Mekanın güzel ve büyük bir bahçesi hatta üst katı bulunmakta ayrıca arabanızı park etmeniz çok basit. Bu da mekanın oldukça büyük olduğunu gösteriyor. Burada bence menü’ye gerek yok.

  • Tavuk alabilir miyiz ?
  • Hemen geliyor…

Mekan personeli tamamen buranın kendi insanından oluşmakta ve Trakya insanının samimi olan yüzünü burada daha iyi görebilirsiniz, şive ve hareketler burada bozulmamış.

-Dün güreşler vardı bea dün niye gelmediniz ? 

Biz bugün gelmek istedik şefim umarım bir gün güreşlere de geliriz.

Tavuk gelene kadar Baş pehlivan’dan tutun, rahmetli pehlivanlara kadar hepsini sayıyor şefim ayrıca tavuğu nasıl yaptıklarını da anlatıyor. Bence personel çok samimi ve içten yaklaşıyor.

Gelen tavuk bu şekilde, yanına yoğurtta istedim elbetteki. Buradaki tavuğun olayı, öncelikle tavuğu dışarıdan hazır almıyorlar. Kendi yetiştirdikleri köy tavukları, yan masadan biri atlayıp soruyor:

  • Çiftlik tavuğu mu?
  • Kendimiz yetiştiriyoruz, köy tavuğu…
  • Köy tavuğunun eti daha sert olmaz mı?
  • Biz tavukları özel bir sosta bekletiyoruz bu nedenle tadı ve eti böyle.

Diyalog bu şekilde gelişiyor evet bu güzel kasabanın sütlü tavuğu meşhur. Gelen tavuğun yanında herhangi bir salata belirtisi yok, salatayı ayrıca sipariş etmeniz gerekiyor. Aslında yanında bir iki dilim domates, bir biber, biraz soğan falan koysalar görsel açıdan çok daha iyi olabilir.

Gelen hesabı tam olarak hatırlamıyorum lakin fiyatlar çok pahalı değildi, zamanım olunca ve güzel bir bahar günü sessiz ve sakin olan bu mekana kısmetse tekrar gideceğim. Merak eden arkadaşlar için bence gitmeye değer bir mekan.

Yeni bir mekan yazısında görüşmek üzere hoşçakalın…

Adres: Kırklareli / Babaeski / Büyükmandıra

Telefon: 0288 533 40 28

Göksel BAŞTÜRK 2016
gokselbasturk.com.tr

 

Meşhur Köfteci Ali Usta (Tekirdağ)

Merhabalar, sevgili arkadaşım Koray geçen yıl benim sitemin olduğu sunucuyu taşırken benim sitelerim etkilenmiş bir süre yazı yazmamıştım. Eski yazılarımı buraya tekrar aktarmaya devam ederken, artık günlük olarak yeni yazılar yazmaya çalışacağım.

Eski ve yeni yazılar konumuz bir kenara dursun bugün 26 Aralık olmasına rağmen bahardan kalma bir hava olunca, arabaya atladım ve kendimi Tekirdağ Sahilinde buldum. Deniz havası insana iyi geliyor, biraz yürüyüş ve güzel havanın etkisi ile üzerine güzel kahve…

Kahve içtikten sonra insan Tekirdağ’a gelince köfte yemeden dönmek istemiyor. Sürekli yediğim yerler var ve en uğrak noktam Özcanlar lakin değişiklik ve farklı mekanları da görmek adına bugün Köfteci Ali Usta’ya gittim.

Mekan Tekirdağ Limanının ve Tarsal’ın hemen karşısında ayrıca İş Bankasının Sahil Şubesi ile komşu. Köfteciler sıralı fakat terasını görünce burayı tercih ediyorum ve içeriye giriyoruz. Karşılama oldukça konuk sever lakin içerisi boş yani sürekli yediğim yerlerde bu saatte her yer genelde tıklım tıklım oluyor.

Teras’tan manzara bu şekilde, denizi görüyor görmüyor arası bir durum. Masalar boştu istediğimiz yere oturmak istedik lakin masanın üzeri kırıntılar ile doluydu ve yandaki masaya geçtik, mekan yoğun olmadığı için üst katta 1 personel hizmet veriyor.

  • Menü alabilir miyiz ?
  • Bizde köfte üzerine…

Anlıyorum zaten köfte yemeye geldik ama bir menü getirilebilir… Tamam köfte alalım o zaman, neyse ki şefimiz yoğurt yada salata yaptırayım mı ? diye sordu. Sorsan bile iş işten geçti ayran getir kafi şefim.

Gelen küçük ayranın yanında, büyük bir bardak vardı. Masa’da su bile olmadığına göre sanırım küçük ayranı bardağa dökmem için getirilmiş lakin bardak çok hoş gözükmüyordu,.. Bardak nasıl görünüyor bir kenara bir pipet bile yoktu.

Gelen porsiyon bu şekilde olup, biraz soğan ve bir biber… Yanında sos getirmiş olmalarına da şükür demeli… Köftenin tadı şahaneydi diyemem lakin güzeldi ve ben yemeğe başlamadan önce sanırım doyamayacağız desem bile ekmek işin içine girince doyduk diyebilirim.

Mekanın içinden salçalar…

Kısaca özetlemek gerekirse, mekan sessizliği bence hak ediyor çünkü sunum çok zayıf. 49 neredeyse 50 yıllık bir mekan isminden insan daha kaliteli bir sunum ve daha lezzetli işler bekliyor. Bunun dışında karşılama ve uğurlama olayında kasa bölümünde beyefendi biri mevcut ve sanırım mekanın sahibi.

Peki ne ödedik ?

2 porsiyon köfte ve 2 ayran için 34.oo TL bence makul bir fiyat.

Tekrar gidecek miyim?

Önümüzdeki aylarda bu mekanı tekrar ziyaret edip, değişen bir şey var mı? diye tekrar bakacağım ve durumu size aktaracağım. Eğer ki sunum yine aynı şekildeyse bir daha kapıdan içeri adım atmam…

Fiyatlar makul, sunum çok zayıf.

Tekrar görüşmek üzere hoşçakalın.

Göksel BAŞTÜRK 2015
gokselbasturk.com.tr